
Her Etkinlik Aynı Dijital Yapıyı Hak Etmez
Etkinlik dijitalleşmesinde en yaygın ama en az sorgulanan varsayımlardan biri şudur:
Her etkinlik, benzer bir dijital yapıyla yönetilebilir.
Program yayımlansın, katılımcı baksın, etkinlik bitsin.
Bu yaklaşım pratik görünür.
Ama sahada neredeyse hiçbir zaman gerçekten çalışmaz.
“Standart etkinlik” varsayımı nereden geliyor?
Bilimsel kongreler, kurumsal zirveler, çalıştaylar, atölyeler…
Hepsi aynı başlık altında toplanır: etkinlik.
Dijital tarafta da bu genelleme sürer. Aynı uygulama, aynı akış, aynı beklenti.
Oysa sahada görülen şudur:
Bazı etkinliklerde katılımcı etkileşimi kritiktir.
Bazılarında organizasyon içi koordinasyon.
Bazılarında ise içeriklerin sonradan erişilebilir kalması.
Buna rağmen dijital yapılar çoğu zaman her şeyi aynı anda çözmeye çalışır.
Sonuçta da hiçbir ihtiyacı gerçekten iyi karşılayamaz.

Sorun özellik eksikliği değil, ihtiyaç okuması
Tartışma genellikle yanlış yerde başlar:
Hangi özellik var, hangisi yok?
Oysa asıl farkı yaratan şey, hangi özelliğe gerçekten ihtiyaç duyulduğunun bilinmesidir.
Her etkinlikte aynı yoğunluk yaşanmaz.
Her etkinlikte aynı etkileşim beklenmez.
“Her şey olsun” refleksiyle kurgulanan yapılar, organizasyonu sadeleştirmek yerine çoğu zaman yorar.

Asıl mesele: dijitali kime uyduruyoruz?
Burada şu soruyu sormak gerekir:
Etkinliği mi dijital yapıya uyduruyoruz,
yoksa dijital yapıyı etkinliğin doğasına mı?
Standartlaştırma ilk bakışta kolaylık sağlar.
Ama sahada asıl ihtiyacı kaçırıyorsa, bu kolaylık kısa ömürlüdür.

Sahadan bir not
Farklı etkinliklerde aktif olarak kullanılan dijital yapılarda, ihtiyaca göre şekillenebilen yaklaşımların süreci daha okunur hale getirdiği net biçimde görülüyor. Aynı kalıbı her etkinliğe zorla uygulamak yerine, önceliklere göre değişebilen yapılar daha az sürtünme yaratıyor.
Son bir soru
Etkinlikleri dijitalleştirirken gerçekten neyi standartlaştırmak istiyoruz?
Süreci mi, yoksa alışkanlıklarımızı mı?